Milli Egemenliğin Tanımı

0
15

                             Büyük Millet Meclisi, Türk Milletinin asırlar süren arayışlarının özü ve onun bizzat kendisini idare etme şuurunun canlı timsalidir. Türk Milleti mukadderatını Büyük Millet Meclisi’nin güçlü ve vatansever eline bıraktığı günden başlayarak karanlıkları sıyırıp kaldırmış ve ümitleri boğan felaketlerden milletin gözlerini kamaştıran güneşler ve zaferler çıkarmıştır…” (1927) (Mustafa Kemal ATATÜRK)

Milli egemenlik, millet olmanın sonucu ve gereğidir. Millet denilen varlığın özgür ve bağımsız iradesi Milli egemenliğin kurucu ve devam ettirici temel şartıdır. Toplum içerisinde tek üstün güç ve iktidar millete aittir. Bu üstün güç ve iktidar tekeli, millete ortak tanımayan, bölünemeyen, paylaşılamayan ve devredilemeyen bir hak sağlar, toplumun kaderinde ve yönetiminde söz ve eylem sahibi olma yetki ve sorumluluğunu yükler. Bu hakkın, yetkinin ve sorumluluğun tümüne Milli Egemenlik denir.

Millet Meclisleri” – “Parlementolar” – “Milletvekili Meclisleri” gibi adlarla oluşturulan kurumlar milletin sahibi bulunduğu egemenlik hakkının örgütlenmesi anlamını taşır. Millet, egemenliğinin gereklerini bu kurumlarla yerine getirir, iradesini bu kurumlarla açıklar, güç ve iktidarını bu kurumlarla temsil ettirir.

Türk Millet için milli egemenlik, varlığının korunmasının, devamının ve geliştirilmesinin tek ve temel şartıdır. Bu nedenledir ki, Yüce Atatürk, 1923 yılında kavrama ilişkin görüşlerini şu şekilde dile getirmektedir:“Hiç şüphe yoktur ki, devletimizin ebedi müddet yaşamı için, memleketimizin kuvvetlenmesi için, milletimizin refah ve mutluluğu için, hayatımız, namusumuz, şerefimiz, geleceğimiz için ve bütün kutsal kavramlarımız ve nihayet her şeyimiz için mutlaka ve kıskanç hislerimizle, bütün uyanıklığımızla ve bütün kuvvetimizle milli egemenliğimizi koruyacak ve savunacağız.”

Türk milleti için milli egemenlik, toplumda üstün iktidar ve irade sahibi bir gücün sahibi olduğunu sandığı hak ve yetkilerin bir kısmının halka devredilmesi veya bu devri sağlayacak hukuki düzenlemelerle hürriyetlerin, eşitliğin, adaletin korunup, savunulması değildir. 1800 lü yıllardan başlayarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun bilinen hukuki düzeni içerisinde, Osmanlı toplumunda tek güç ve irade sahibi Padişahın devleti içerde ve dışarda daha etkin hale getirmek amacıyla ve Padişah buyrukları şeklinde bir kısım hakları, vatandaşlarına tanıması veya hürriyet, eşitlik, adalet temaları altında “Kanuni Esasiler” yapılarak ve değiştirilerek milletin egemenlik haklarına sahip bulunduğunun ilanı veya dünya tarihinin değişimini etkileyerek insanlığa yeni ufuklar açan ihtilallerle halkın özgürlüğüne ve bağımsızlığına kavuşması anlamında değildir.

Türk milleti için milli egemenlik her şeyden önce “bir millet olma”, tarihi ve kültürü binlerce yıl önce bütün insanlığa örnek olmuş “bir milleti bütün özellikleriyle” yaşatma ve devam ettirme kısaca “Türk olma” hakkıdır, yetkisidir, sorumluluğudur. Türk milleti bu hakkı, yetkiyi herhangi bir üstün güçten veya herhangi bir üstün gücü alaşağı ederek elde etmemiştir. Savaş meydanlarında ve mücadele alanlarında kan dökerek, her şeyini ortaya koyarak kendisi, kendisi için kazanmıştır.

Yüce Atatürk, bu yaklaşım ve gerçeği şu sözleriyle açıklamaktadır: “Millet yalnız kendi kolları ve kendi kanıyla değil, aynı zamanda kendi başı ve kendi dimağıyla kazandığı egemenlik ve bağımsızlık cevherini, son felâkete kadar büyük bir saflık ve dalgınlıkla kendisine rehber tanıdığı ve derin bir teslimiyetle hayatının koruyucusu sandığı şahıs ve şekillere artık güvenemez. Millet, bundan sonra, hayatına, bağımsızlığına ve bütün varlığına bizzat kendisi gözcü olacak ve vatanın her tarafında yine yalnız kendisi ve kendi iradesi egemen olacaktır.”

Atatürkçü düşünce sisteminde, Türk millet mücadelesi ve İstiklâl Savaşı nasıl milli egemenlikle eş anlamda ise Türkiye Cumhuriyeti’nin ruhu ve varlığı da aynı şekilde Türk milletinin milli egemenlik hakkı ile eş anlamdadır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ de aynı mücadeleyi vermiş henüz üzerinden 22 yıl geçmesine rağmen bu gün şer merkezli AB ve onun yerli işbirlikçileri buradaki insanımızın Egemenlik Hakkını elinden alarak onları  kendi topraklarında göçmen olmaya zorlamaktadırlar.

Kıbrıs’ta bu güne ekip biçtiği tarlasında ırgat, evinde kiracı konumu özendiriliyor

Neden mi?

AB ‘liğine girince milli gelirleri AB standarlarına gelecek! Pes  Milli gelirden bahsedilirken Olmayan Milli devletin milli gelirine isim bulmak hangi aklın eseri?

Türkiye’de milletin kayıtsız ve şartsız egemenliği varsa, Cumhuriyet vardır. Ve o devletin adı “Türkiye Cumhuriyeti”dir. Aksi halde, milli egemenlik zedelenmiş, bölünmüş ve dağılmışsa o rejimin adı ne Cumhuriyettir, ne de “Türkiye Cumhuriyeti”nden söz edilebilir.

Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin yapısının ruhu milli egemenliğidir.” sözü ile Atatürk, bu gerçeği dile getirmek istemektedir.

“ Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulması kolay olmamıştır. Asırlar süren bir arayışın, çabanın ve deneyimin sonucudur. Türk Milleti, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden önce de meclisler görmüş, onların milletvekilleri denilen üyelerini seçmiş, büyük bir coşku, özlem ve beklenti ile seçimlere katılmış ve zamanın deyimi ile “Meşrutiyet yönetimine en layık ve yetenekli toplum” olarak yurtiçinde ve dışında tanınmıştır. Ancak, bu uğraşılar, çabalar, mücadeleler sonuç vermemiştir. Milli egemenlik kavramı ve tanımları, özellikle o devirlerde de görülmüştür. Bu kavram üzerine ve millet adına Padişah buyrukları dinlenmiştir. Sonuç değişmemiş, ne milletin varlığı korunmuş, ne onuru ve namusu düşman saldırıları karşısında geri çekilmelerden öteye bir davranışla karşılanamamıştır. Çünkü, o dönemlerde, millette var denilen egemenlik, ortaktır, bölünmüştür, parçalanmıştır. Hiçbir zaman Türk milletine kayıtsız ve şartsız egemenlik bir hak olarak tanınmamıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin egemenlik hakkını açıklanan bütün unsurlarına, özelliklerine ve niteliklerine özen göstererek temsil eder, milletin kaderinde söz sahibi olur. Bu Yüce Kurum, anayasalardan önce, Türk milletinin şuurunda ve vicdanında var olmuştur. Meclis, Türk milletinin var olma mücadelesinin, varlığını devam ettirip, yüceltme ve medeniyet dünyasında, tarihi ve kültürel mirasının sağladığı engin imkanlarla, hakkı olan yeri alma azim ve kararlılığının sonucudur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, tek yönlü bir yaklaşımla, bir anayasa kurumu olarak bakmak yeterli değildir. Meclise, milletin vazgeçemeyeceği egemenlik hakkının örgütlenmesi gözü ile bakılmalıdır. Meclisin önemi ve değeri de buradadır. Meclisin gücü, milli egemenlik hakkını millet adına kullanmasında ve O’nu millet adına temsil etmesinde toplanır. Hiçbir yazılı belge, hiçbir kuruma bu önemi ve gücü veremez, vermemelidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin aynasıdır. Milletin bütün özlemleri, beklentileri orada şekillenir ve orada tarihi varlık alanına geçecek yasalar ve kararlara dönüşür. Siyasi partiler arasında güç ve rekabet mücadeleleri, tutum ve davranışları esas alınarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin varlığı, niteliği, çalışmaları hakkında birtakım yargılara varılamaz. Doğal mücadeleler, çeşitli ard amaçlarla büyütülerek veya küçültülerek toplumla-Meclis arasına girilemez, girilmemelidir.(*)

Büyük Türkiye Millet meclisinden beklenilen, Kıbrıs Türkü’nün onuruyla oynanan bu Oyuna HAYIR  demektir.

GÜNÜN SÖZÜ: “ Dağın zirvelerinde iki hayvana rastlarsınız. Biri Yırtıcı kuşlar diğeri yılanlardır. Aralarındaki tek fark, biri uçarak diğeri sürünerek  gelmiştir.”

 

* Kaynakça: Y.M.H.H.D. resmi web sitesi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz